Black for October

KUR’AN’DA EVRENİN GERÇEK YARATILIŞININ İSBATI. Evren nasıl oluştu, evrenin yaratılışı, büyük patlama (big-bang) yoktur.

   DÜNYADA İLK. BİLİM DÜNYASINI ALT ÜST EDECEK, EVRENİN GERÇEK YARATILIŞINI OKUDUĞUNUZDA ŞARIRACAKSINIZ, ŞİMDİYE KADAR HİÇBİR YERDE OKUMADIĞINIZ, DUYMADIĞINIZ GERÇEK KARŞISINDA NASIL OLUR! DEDİRTEN GERÇEK. DÜNYADA İLK, DEVRİM YARATACAK İSBAT!…  

                                                     

                                                                                                                                                                                                                        

“KIYAM ET!” KİTABINDAN SİZLERE KÜÇÜK BİR ALINTI OLARAK ALDIĞIM BİLGİYİ SUNUYORUM. NEDEN KÜÇÜK BİR BİLGİ? KİTABI OKUDUĞUNUZ ZAMAN GERÇEKLERİN HEPSİNİ GÖRECEKSİNİZ. KUR’AN’IN GERÇEĞİ BU KİTAPTA. EVRENİN TÜMÜ BU KİTAPTA!

                                        

                                 EVRENİN YARATILIŞI

      Kesinlikle evrenin yaratılışı hakkında bilgi vermek niyetinde değildim. Çünkü bir kul olarak “kendi düşüncem”, haddimi aşma gibi gördüğüm için. Fakat daha önceleri ortaya atılan teorilerin, yaratılışa aykırılık meydana getirdiği için, Kur’an- Kerim’in bilgileri dâhilinde açıklama getirmeyi bir kul olarak yazmak, izah etmek ihtiyacı hissettim. Allah(c.c.) beni affetsin. Günümüzde evren yaratılışı hakkında iki kozmolojik model ileri sürülmüştür. Bing Bang Teorisi Evrenin büyük patlama ile meydana geldiğini, sabit durum teorisi ise ezelden itibaren var olduğu düşüncesini iddia eder. Bing Bang’e göre patlatıldıysa nerede patladı, ikinci teoriye göre ezelden beri var ise nerede vardı? Geçmişi olmayan herhangi bir şeyin ebediliği de yoktur. Zaman ve mekân bildirilmeden hiçbir şey patlatılarak oluşturulamaz. Sahipsiz hiçbir şey kendiliğinden oluşmaz. Evrende hayatı boyunca acaba kendi kendine oluşan bir araba, gemi veya ev göreniniz var mı? Varsa diyecek bir sözüm yok. Evren kendi kendine oluştuysa nerede oluştu? Yeri veya mevkisi neresi? İki teoriyi kısaca yazalım.

      Big Bang (büyük patlama) teorisi: evren başlangıcında atom kadar küçük, kütlesi bugünkü evrenin kütlesine eşitti, evren patlayarak açılmış ve devamlı genişlemektedir. Big Bang (büyük patlama) teorisi kısaca böyle.

      Sabit durum teorisi: Evren hiçbir başlangıca sahip değildir; evrenin ezeliliği, yani geçmişi yoktur. Fakat ebediliği sonludur. Kıyamete kadar var olmaya devam edecektir. Evren kapalı değil açık bir evrendir.

Her iki teoride çelişki bulunmaktadır. Evrenimiz sınırlıdır, kapalı evrendir. Big Bang (büyük patlama) teorisi kapalı evren modelini desteklemektedir, evrenin genişlediği doğrudur. Fakat evrenin patlatılarak yaratılması olayı Kur’an’a ters düşmektedir. Evrenin patlatılarak oluşmasının bulunduğu yer meçhuldür, evren patlatıldıktan sonra proton nötronlar icat edilmiştir. Hidrojen, patlatılan evrene belli olmayan bir yerden veya durup dururken ithal edilmiş bir gazdır.

       Sabit durum teorisinde, evrenin meydana gelmesi çelişkilidir, evrenin açık evren olması, gezegenlerin, galaktik yapıların manyetik etkilerine zıtlık teşkil etmektedir. Çünkü ortadan zemin kavramını kaldırmaktadır. Zemin galaksilerin, yıldızların birbirlerini manyetik etkiyle olduğunu başka bir değişle uzay cisimlerinin uçtuğu anlamı çıkmaktadır. Uzay cisimlerinin arasında manyetik etki vardır, bu kaçınılmaz bir kanundur. Çünkü Allah(c.c.)’ın sonsuz sıfatta enerjilerinin içersinde manyetik enerjisi de mevcuttur. Fakat açık bir evrende zemin düşünmek imkânsızdır. Ayrıca açık evrende uzay basıncı olmadığı için madde oluşmaz. Madde olduğunu kabul etsek bile, bir cazibe ve ahenk olmaz, Kur’an’da gezegenlerin yüzdüğü anlatılmaktadır. Yüzmek bir zemin içersinde gerçekleşir.

      Buraya kadar her iki teorideki çelişkileri açıklamaya çalıştık. Aşağıda evrenin nasıl yaratıldığını ve nasıl çalıştığını anlatacağız. Sırası gelmişken, arz dediğimiz madde evreni gözümüzde canlandırmaya çalışalım. Gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin bulunduğu evreni, oturduğunuz odanın tümü olarak düşünürsek, dünyamızın içinde bulunduğu Samanyolu galaksisini, odanın içinde havada uçuşan gözünüzle zor görebileceğiniz kadar küçük bir toz parçası olduğunu düşünürseniz, arz dediğimiz evrenin ne kadar büyük olduğunu az da olsa tahmin edebilirsiniz.

      Şimdi, konumuzu daha ileriye getirerek evrenimizin sınırlarını anlayacağız. Bakalım yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu konu hakkında ne diyor.

      Evren hakkında bilim dünyası bazı modeller öne sürmektedirler. Bu modellerden birini Kur’an-ı Kerim de desteklemektedir. Bu model kapalı evren modelidir. Ancak evren dediğimiz zaman, en küçük yaratılan birimlerden, atom altı parçacıklardan atomlara, yaratılan en büyük birimlere kadar olan sistem derken, gezegenleri, yıldızları, galaksileri anlıyoruz. Evren sistemini tanımlarken, nasıl bir model içerisinde bulunduğunu anlamaya çalışmakla başlamamız gerekir. Bu evren bizlerin içinde bulunduğu evrendir. Kuran-ı Kerim’de evrenimizin Kürsi ile kaplı olduğunu açıklamaktadır.

      Ayet- El Kürsi:

      Rahman ve Rahîm olan Allahın ismi ile.

      Allah… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O. Önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.( Bakara suresi. 255 Ayet)

      Ayetten şunu kesin olarak anlıyoruz ki; evrenimiz kapalı bir evrendir. Neden bu sonuca vardık? Çünkü Allah(c.c) ayetinde kürsünün her şeyi kapladığını bizzat bildirmektedir. “Gökleri” ifadesi. “enerji boyutlarını”, “Yeri” ifadesi ise madde evrenini anlatmaktadır. Yeri kelimesi dünyayı kastetmemektedir. Allah(c.c.) bütün evreni içine alan yaratandır. Böylece diğer evren modelleri (semer eğrisi, spiral, açık-evren vs.) anlamlılığını yitirmiştir. Ancak evrenimizi, içinde bulunduğumuz uzay boşluğundan ibaret olarak düşünmemeliyiz. Bizlerin içinde bulunduğumuz madde uzayımız üç boyutludur. En, boy ve yükseklik bu boyutları oluşturur. Evrenimizde diğer boyutlar da vardır. Evrenimizi bir balona benzetebilirsiniz. İç kısmında “yer” ifadesi ile madde evreni, “gökler” ifadesi ile enerji boyutlarıdır. Özellikle burada dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Allah(c.c.) bizlere içinde bulunduğumuz evreni anlatmaktadır.

      Üstünüze yedi sağlam/aşınmaz kurduk. ( Nebe suresi. Ayet 12)

      Bu ayetten anlaşılacağı üzere, evrenimiz 7 boyut içermektedir. Bu boyutların, ayetten anlaşıldığına göre, birbirleri ile çarpışma imkânı yoktur. Aşağıdaki konularda daha geniş bilgiler bulacaksınız. Bu boyutların sonunda da Kürsi ile evrenimizin sınırı bulunmaktadır. Evrenimizin “kapalı evren” olduğu sonucuna ulaştığımız gibi, aşağıda verilen ayetten de evrenin genişlemekte olduğunu anlamaktayız. Aşağıdaki ayet Arz’dan bizlere bilgi vermektedir.

      Ey iman eden kullarım! Haberiniz olsun ki benim arzım geniştir. O halde bana, sadece bana ibadet edin! (Ankebut suresi. Ayet 56)

      Bir de göğe bakın. Biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphesiz ki biz onu genişletmeye haydi haydi kadiriz.( Zariyat suresi. Ayet 47.)

      Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi. ( Naziat suresi. Ayet 28)

      Verilen bu ayetler sadece evrenin genişlemesini değil, yaratılış safhalarını anlatan bilgiler de içermektedir. Günümüzde evren patlayarak olmuştur denilmektedir. Bu teoriye de Big Bang (büyük patlama) adı verilmektedir.

      Dikkat ederseniz; ayette göğü bina ettik denmektedir, patlatarak yaptık denmemektedir. Patlatmaya dair bir ifade de yoktur. Günümüzde, din konusunda bilgi sahibi olanların birçoğu da bu büyük patlama görüşüne katılmaktadırlar. Ancak bizim görüşümüz aksi yöndedir. Kur’an’da evrenin yapısı açık şekilde anlatılmıştır. Bazı görüşler de şöyle söylüyor; “Efendim, Allah(c.c.) isterse evreni patlatır da yaratır, isterse başka türlü de yaratır.” Elbette ki tasarruf Allah(c.c.)’ın elindedir. En yüce âlim Allah(c.c.)’tır. Dini ilim üzerine yaratmıştır, din ilimdir. Her yaratılan fizik, kimya, biyoloji, matematik, geometri, astronomi, vb… gibi ilimler üzerinedir.

      Mikro evreninde her şeyin başlangıcı olan bir temel mimarisi, formu vardır. Bu form hem sonsuz sayıda birleşimler, bu birleşimlerin sağlamlığı, hem de bir etkinlik yaratmak, geniş bir alanı kendine özgü bir hacim hâline getirmek(Atomlar) ve tüm evreni bir titreşimler, hareket ve enerji denizi haline getirmeye muktedir bir nitelik taşımaktadır. Bu form sadedir, anlaşılabilir, çizilebilir, anlatılabilir niteliktedir. Mantıklıdır son derece üstün bir zekânın mühendislik eseridir. Onun adım adım inşasını periyodik sistemde görmek, izlemek kabildir. İnsan zekâsından gizlenmemiştir. Görmesini bilmek yeter. (SUAR. M.Muzaffer, IŞIK, Sf. 43, Şubat 1937, İstanbul)

      Evreni, insanların bilim olarak anlaşılabileceğini Allah(c.c.) kudretini bizlere göstermesi ilim ile evreni yarattığını göstermesidir.

      O inkâr edenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de, biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?

      Ayette “inkâr edenler görmediler mi ki” ve “hala inanmıyorlar mı” ifadeleri vardır. Kur’an bütün devirlere hitap eden yüce kitap olduğu için “görmüyorlar mı?” ifadesi geçmiş ve gelecek zamanı kapsayan bütün zamanlara hitap etmektedir. Evrenin yaratılışı en küçük birimlerin kendinden bir araya gelerek oluşturduğu maddesel denizdir, bu denizin kendine öz uzay basıncı vardır. Bu uzay basıncı daha sonraki konularımızda yer alacaktır. Bu madde denizinin düzenli bir şekilde atomlardan, yapılmasını, Allah(c.c.) bizlerin görebileceği şekilde inşa etmiştir. Hâlâ anlamıyorlar mı, kendi kendine olabilecek bir eser olmayacağını görmemek, inkârcıların görmemezlikten gelmesi imkânsız bir ilimdir, diye bizlere bildirmektedir. Demek ki evren insanların anlayacağı bir şekilde yapılmıştır.

      Bakınız M. Muzaffer Suar, kitabında evren hakkında ne kadar güzel açıklamış:

      Bir büyük patlama (Big-Bang) ile koca bir madde yığınından madde evrenini yaratmaya kalkmaz. Zira böyle sınırsız bir kütle yaratma eğilimindeki bir madde patlamaz. Patladığı farz edilse bile bu patlamanın sonucu yine bir yığındır. Güzel ve dinamik bir evren değil. Maddeyi yığıp yığıp patlatmak sadece ölü, gelişi güzel, madde lapası bir evren yaratmak demektir. Oysa evrendeki her şeyin yaradılışında, var oluşunda faklı üniteden başlayan uyumlu, amaçlı, fonksiyonel ve belli gelişim yollarını izleyen, akılcı, mantıklı bir evrim düzeni hâkimdir. (SUAR. M.Muzaffer, IŞIK, Sf. 15, Şubat 1937, İstanbul.)

      Evren patlayarak yaratılmış. Bu bir teoridir, insanların ortaya attığı varsayımdır. Gerçek yaratılış Kur’an’da yazılmıştır. Evreni cansız bir boşluk gibi gören insanların ortaya attığı bir iddiadır. Evren en büyük canlı organizmadır. Her varlık genişleyerek büyür, bu genişlemenin adına da patlama dediğimiz zaman farklı anlamlar ortaya çıkar. Kendimize bir bakalım, bizler nasıl dünyaya geliyoruz? Evrenimizi yumurta olarak düşünebilirsiniz. Evrenin sonu yumurtanın çatlaması, Arş’a doğmasıdır. Hatta şöyle bir tez de vardır: FM radyo frekansı, evren patladığı zaman genişlediği en son duruma geldiğinde, bu frekansın oluşunun en son kalıntısı olarak düşünülüyor. FM radyo frekansı, evrenin genişleme hamdıdır.

      Kur’an’ın ışığında evrenin yaratılışı, evrenin yapısı hakkında çok geniş bilgi verilmekte, açık şekilde anlatılmaktadır. Evrenin nerede ve nasıl yaratıldığı, hidrojenin nereden oluştuğu, maddenin nasıl meydana geldiği, elementlerin, gazların ve minerallerin yaratılış anından itibaren mevcut olduğu, evrenin nasıl genişlediği, evrenin içindeki yaratılanların bir ahenk ve cazibe içersinde yaratılış safhalarını inceleyelim.

      Gökleri ve yeri güzelliklerle donatarak yaratan Bedi O’dur. Bir şeyin olmasına karar verdi mi ona sadece “Ol!”der. Artık o, oluverir.( Bakara suresi. Ayet 117)

      Gökleri ve yeri donatarak yarattık, Burada patlattık yok, donatarak yaratılma var, dikkat ederseniz, ayette bir şeyin olmasına ilk önce Allah(c.c.)’ın karar verdiğini ayet de bildiriyor. Daha sonra da Allah(c.c.) “Ol!” demesi sayesinde yaratılan meydana geliyor. Buradaki “Ol” kelimesi patlatma anlamına gelmez. Hikmet ve her şeyin sahibi Yaratan, önce karar veriyor ve “Ol” demesi ile yaratıyor. Yaratmak yalnız Allah(c.c.)’a özgüdür. Bizler de yapacağımız bir iş için düşünür, daha sonra bu işi gerçekleştiririz. Herhangi bir plan, proje hakkında düşünür, daha sonra düşündüğümüz plan ve projeyi hayata geçirerek meydana getiririz. Bizler düşündükten sonra etrafımızda bulunan malzemelerden düşündüğümüz bir projeyi oluştururuz. Allah(c.c.) ise karar verir, daha sonra yaratır. Yaratması ise “Ol” demesidir. Bizler bir işten önce düşünürüz, daha sonra gerçekleştirmek için karar veririz. Allah(c.c.) ilk önce karar verir, daha sonra yaratır. Bu konuda yanılgıya düşmeyelim. “Ol” Allah(c.c.)’ın yaratmasıdır, patlama değildir.

      Konuyu elimden geldiği kadar her okuyucunun anlayacağı şekilde yazmaya çalışıyorum. Daha fazla detaya girdiğimde konu çok zorlaşacak anlaşılmaz bir hal alacaktır.

       Daha sonra açıklayacağımız evrenin yaratılması ile ilgili önemli konunun daha iyi anlaşılması için evrenin kendisi, günlük hayatımızda bizlerin ve dünyadaki her şeyin hayat kaynağı olan suyun özelliklerini açıklayan alıntı bilgiyi sizlere sunalım.

      Su:

      Yüksek Kohezyon ve Adezyon Kuvvetleri

      Su, kendi molekülleri arasında çekim kuvveti sayesinde dağılmadan kalabilir. Moleküllerin dipol olması nedeniyle su, birçok maddeye yapışabilir, suyun ıslatma özelliği bundan gelmektedir. Su aynı zamanda adezyon kuvvet (farklı iki maddenin molekülleri arasındaki çekim kuvveti) kuvveti yüksek bir maddedir. Hidrojen bağları nedeniyle su molekülleri birbirlerini de çekerler yani su molekülleri arasında kohezyon gücüde çok yüksektir. Suyun kohezyon ve adezyon kuvvet yetenekleri, suyun belirli kılcal yapılar içinde kopmadan yükselmesine ve taşınmasına yardımcı olur. Bu da bitkilerin karada yaşamlarını sürdürmeleri açısından önem arz eder. Örneğin; civanın dağılmamasıdır.

      Yüzey Gerilimi

      Su, su molekülleri arasındaki güçlü kohezyon kuvveti nedeniyle oluşan yüksek yüzey gerilimine sahiptir. Bu görülebilir bir etkidir, örneğin, küçük miktardaki su çözünmez bir yüzey üzerine (örn: polietilen) konduğunda, su, diğer madde ile beraber düşene dek kalacaktır.

      Bu kuvvetin kaynağı temel olarak su moleküllerini bir arada tutan moleküller arası çekici kuvvetlerdir. Suyun içinde olan moleküller her yönden komşu moleküllerle kuşatıldıkları için, üzerlerine etkiyen toplam kuvvet sıfırdır. Buna karşın, yüzeydeki moleküllerin sadece bir tarafı diğer su molekülleriyle çevrili olduğu için, bunlar içeriye doğru net bir kuvvetle çekilirler. Bu durum yüzeyde bir gerilme oluşturup yüzeyin minimum olmasını sağlar. Hacimleri eşit birçok geometrik şekil içinde yüzey alanı en az olan küredir. Su damlalarının küresel bir şekil alması da yüzey geriliminin en az yüzey oluşturacak şekilde molekülleri hareket ettirmesidir.

      Kılcal Hareket

      Kılcal hareket, suyun çok dar (kılcal) bir boru/kanalda yerçekimi kuvvetine karşı hareketini ifade eder. Bu hareket oluşur, çünkü su boru/kanalın yüzeyine yapışır ve daha sonra boru/kanala yapışan su, kohezyon kuvveti sayesinde üzerinden daha fazla suyun geçmesini sağlar. İşlem, yerçekimi adezyon kuvvetini yenecek kadar su boru/kanaldan yukarı geçinceye dek tekrarlanır. Bu olayı doğada da görmek mümkündür. Örneğin ağaçların kılcal damarlarında su en yüksek dallara kadar yerçekimine karşı hareket edebilmektedir.

      Su Yüksek Erime Isısına Sahiptir

      1 gram buzu eritmek için 0 °C’de 80 kalori gerekir. Erime ısısının yüksek olması suyun donmasını geciktirir, böylece biyolojik sistemler düşük sıcaklıklara dayanıklı olabilen özelliklerini kazanırlar.

      Suyun Isınma (Özgül) Isısı Yüksektir

       1 gr suyun sıcaklığını 1°C arttırmak için yaklaşık 1 kalori gereklidir. Bu özgül suda, ısı amonyak dışındaki tüm maddelerinkinden yüksektir. Böylece su sıcaklıklarda fazla artış olmadan daha fazla enerji depolamayı gerektirmektedir ve böylece canlı sistemde sıcaklık ve metabolik olaylar daha kararlı olabilmektedir.

      Suyun Gizli Buharlaşma Isısı Yüksektir

      100 °C’de 1 g suyu 1 g su buharı haline dönüştürmek için 539 kaloriye ihtiyaç vardır. Gizli buharlaşma ısısının yüksekliği canlı sisteminin izotermal olmasında en önemli katkıya sahiptir. Suyun gizli buharlaşma ısısı H bağlarından dolayı yüksektir.

      Donma Noktası Farklıdır

Suyun basit fakat çevre açısından son derece önemli bir özelliği de suyun sıvı hali üzerinde batmadan yüzebilen, suyun katı hali olan buzdur. Bu katı faz, (sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen) hidrojen bağları arasındaki geometriden dolayı, sıvı haldeki su kadar yoğun değildir. Hemen hemen tüm diğer maddeler için, katı form sıvı formdan daha yoğundur. Standart atmosferik basınçtaki taze su, en yoğun halini 3.98 °C’de alır ve aşağı hareket eder, daha fazla soğuması halinde yoğunluğu azalır ve yukarı doğru yükselir. Bu dönüşüm, derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasına sebep olur, bu yüzden suyun büyük miktardaki alt bölümü 4 °C civarında sabit kalırken, buz öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar ve daha sonra aşağı yayılır. Bu etkiden dolayı, göllerin yüzeyi buz ile kaplanır. Hemen hemen tüm diğer kimyasal maddelerin katı halleri, sıvı haline göre yoğun olduğundan dipten yukarı donmaya başlarlar.

      Suyun hacmi, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir sıcaklığa (+4 °C’ye) düşene kadar azalır, daha sonra tekrar artmaya başlar. Donduğunda ise hacmi sıvı hale göre daha fazladır. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Bu yüzden buz, suyun dibine batmayıp su üstünde yüzer. Suyun bu özelliği yaşamın kış aylarında ya da her zaman soğuk olan bölgelerde sudaki yaşamın devam etmesine olanak tanır. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar yaşamlarını sürdürmeye devam edebilirler.

      Üçlü Noktası

      Suyun üçlü noktası (saf haldeki sıvı su, buz ve su buharının dengede bulunduğu sıcaklık ve basınç kombinasyonu), Kelvin sıcaklık ölçü biriminin tanımlanması için kullanılır. Sonuç olarak, suyun üçlü nokta sıcaklığı, 273,16 Kelvin (0.01 °C) ve basıncı 611,73 Pascal’dır (0,0060373 ATM).

      Elektriksel İletkenlik

      Genellikle yanlış bir kanı olarak, suyun çok güçlü bir elektrik iletken olduğu düşünülür ve elektrik akımının öldürücü etkilerini iletme riski bu popüler inanış ile açıklanır. Su içindeki tüm elektriksel özelliği sağlayan etkenler, suyun içinde çözülmüş olan karbondioksit ve mineral tuzların iyonlarıdır. Su, iki su molekülünün bir hidroksit anyonu ve bir hidronyum katyonu halini alması ile kendini iyonize eder, fakat bu elektrik akımının yaptığı iş veya zararlı etkilerini taşımak için yeterli değildir. (“Saf” su içinde, hassas ölçüm cihazları, 0.055 μS gibi çok zayıf bir elektriksel iletkenlik değeri saptayabilirler.) Saf su, oksijen ve hidrojen gazları içinde de çözülmüş iyonlar olmadan elektroliz olabilir; bu çok yavaş bir süreçtir ve bu şekilde çok küçük bir akım iletilir. (Elektroliz, elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemine denir.)( tr.wikipedia.org)

      Şimdi ise suyun kimyasal birleşimini anlatan alıntı sunuyorum. Su ile ilgili konuları etraflıca yazmak durumundayım, sebebi ise aklınızda küçücük de olsa soru işareti kalmamasını sağlamaktır.

 ( www.teknocep.net/page/612)

      Su hakkında bu kadar bilgi vermemizin nedeni aşağıdaki konuları daha iyi anlamanıza yardımcı olacağı içindi. Artık konumuza dönebiliriz. Şimdi bütün insanlığa hayret uyandırıcı, asırlardır gözümüzün önünde duruyormuş da biz nasıl görememişiz dedirten başka, önemli bir konuya giriyoruz.

      O inkâr edenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de, biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı? ( Enbiya suresi. Ayet 30)

      Ayette, göklerin ve yerin bitişik olduğunu ve daha sonra ayırdığını bizlere Allah(c.c.) bildirmektedir. Gökler ve yer yaratılmadan önce su halindeydi, onun için gökler ve yer bitişikti. Daha sonra canlı olan her şeyi sudan yarattığını ayette belirtiyor. İlk bakışta bir ayetin içinde iki konu var gibi gözükmekte, fakat ayetin bütününde bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Bizler insanlar, hayvanlar ve bitkilerin canlı olduğunu fakat diğer yaratılanların canlı olmadığını düşünürüz. Bu düşünce bizlere göredir. İçinde bulunduğumuz evren daha önceden de belirttiğimiz gibi en büyük canlı organizmadır. Ayet evrenin canlı olduğunu teyit etmekte, nasıl yaratıldığını anlatmaktadır. Evren canlı olmasaydı içinde yaratılanlar da canlı olmazdı. Canlı bir varlık içinde canlı varlık olur. Neden mi? Kendi bedeninize şöyle bir bakın, acaba bedenimizde cansız bir organ, hücre var mı? Dünyamıza bir bakın. Dünya canlı olmazsa bitkiler nasıl oluşacak, bizler nasıl yaşayacağız? Bizlerin vücudunda bulunan büyük miktardaki su deniz suyu tuzluluğundadır. Dünyamızda bulunan suyun büyük çoğunluğu tuzlu sudur. Dünyamızın % 71’i sudan oluşmuştur ve bizlerin fiziki bedeninin % 71’i sudan meydana gelmiştir. Canlı olan her şeyi sudan yarattık ifadesi evrenin de canlı olduğunu bildirmektedir. Arş su nevrindendir. Evren de, Arş da suyun içinde ve sudan yaratıldığına göre evrenimiz de canlıdır. Aşağıda yazdığımız ayet evrenimizin nerede yaratıldığını ve sudan oluştuğunu açıklamaktadır. Suyun içersinde hidrojen de vardır, oksijen de vardır, mineraller de vardır, elementler de vardır, gazlar da vardır. Aklınıza gelen her şey mevcuttur. Bakın evren patlatılarak yaratıldı dediğinizde birden Hidrojen, hatta maddeler, gazlar, elementler sahneye çıkıyor. Fakat Kur’an’a göre her şey ispatlı olarak mevcut.

      O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginiz daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.” ( Hûd suresi. Ayet 7)

      Artık tesbih ve secdenin ne olduğunu biliyoruz. Evrenin Arşta döndüğünü, yani secde yaptığını bizlere Allah(c.c.) bildirmiştir. Evren sisteminin bir secde olduğunu hatırlayalım. Allah(c.c.) evreni sudan yaratmıştır. Arşta bulunan suya ışık hızında veya daha fazla bir hızda döngü verildiği zaman, hız verilmeyen sudan faklı bir durum göstereceği ortadadır. Kendi çevresinde çok hızlı dönen su, yani secde halindeki su, kaynama derecesinin çok çok üstüne çıkacaktır. Bu hız suyun içindeki elementlerin, minerallerin ve gazların ayrışması demektir. Suya verilen hız belki saniyenin çok altında bir zamanda verilmiştir. Kur’an’da Allah(c.c.) bizlere suyu anlatmıştır. Ayette geçen “su” kelimesine başka anlamlar verilmesi çok yanlıştır. Çünkü su evrende neye bakarsanız bakın hayat demektir, can demektir. Allah(c.c.)’ın yarattığı her şeyde can vardır, asla cansız varlık yaratmaz. Evrende canlı olduğuna göre özü sudur.

       Bu konuda hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim. Arşta bulunan su ayette gayet açık şekilde bizlere bildirilmiştir. Suya “kuant” veya “esiri” manalarını takmanın çok doğru bir yaklaşım olmayacağı kanısındayım. Çünkü içinde bulunduğumuz evren madde ve gazlardan oluşmuştur. Evren arşta mevcudiyetini, kendi ekseninde çok hızlı dönmesi ile korur. Evrenin kendi ekseninde dönmesi durduğu zaman etrafındaki su ile hiçbir farkı kalmayacağından, Arş’ta bulunan suya karışarak yok olacaktır. Bu durumun tersini düşünecek olursak, Arş’ın altını kuant veya esiri denizi olarak kabul edersek, kuant, esiri durağan olmayacaktır, yani su gibi durağan bir konuma sahip olmayan kuant ve esiri ışık hızının üstünde hareket eden bir alan oluşturacak, bu durumda maddeyi oluşturmak bir hayli zor olacaktır. Kuant ve esiri saf ve durudur, içinde hidrojen, oksijen, mineraller ve elementler bulundurmaz. Fakat her atom, esiri veya kuantın türlü şekillerde birleşmesiyle meydana gelir. Atomlar da birleşerek maddeyi meydana getirirler. Çünkü suyun içersinde elementler, gazlar ve bunun gibi birçok birleşenler olduğu için atomlar bunların özelliklerine göre oluşurlar. Hatta evren oluşmadan önce bu saydıklarımız hepsi bir arada bulunmaktaydı, evren oluşurken birbirlerinden ayrıldılar.

      Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” Onlar şöyle dediler: “İsteyerek geldik!” ( Fussulet suresi. Ayet12)

      O inkâr edenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de, biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı? ( Hûd suresi. Ayet 7)

      Su (H₂O) iki hidrojen ve bir oksijenden oluşmuştur. Hidrojen tek başına yanıcı, hidrojen atomunda bir elektron ve bir proton mevcut olup, nötron yoktur. Bu şu anlama gelir: Elektron artı(+), proton eksi(-) yüklüdür. Oksijen ise patlayıcıdır. Oksijen döngü esnasında suyun ısınması ile patlamalar döngüyü hızlandırma ve elementlerin ayrışmasına neden olur.

 

Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi.( Naziat suresi. Ayet 28)

      Ayette, Allah(c.c.)’ın “yayıp” suyun yayılması ve “kurmak” ise suya bir yön vererek yapması veya yaratması, anlamında kullanmıştır. Boyunu yükseltmesi; suya bir yön verildiğinde girdap oluşması ve girdabın aşağıya doğru uzamasıdır. Girdap oluştuktan sonra, yani suyun secde durumundan sonra evreni oluşturacak suya ahenk ve düzen vermesidir.

                                                                          

      Suyun içindeki hidrojen (H₂) iki değerlidir, hidrojenin bir atomu oksijenin etkisinde yanarak suyun ısısını yükseltir. Diğer hidrojen atomu hafif bir gaz olduğu için suyun döngüsünde girdabın ortasında merkezkaç kuvvetiyle suyun kenarlara olan hücumuyla orta kısmı boş olacak ve su olmayacağı için hidrojen gazı girdabın su olmayan kısmına toplanacaktır. Girdabın su olmayan orta kısmı evrenin tam oluştuktan sonra boşluk dediğimiz, gök cisimlerinin içinde bulunduğu kısımdır. Diğer gazlar girdabın dış kısmında, her gaz kendine ait katlar oluşturarak enerji boyutlarını meydana getireceklerdir. Girdabın alt kısmı üst kısmına göre daha yavaş döndüğü için mineraller, elementler ve gazların bazıları sıkışarak alt kısımda toplanacak ve evren tam oluştuğunda gök cisimlerini meydana getirecek maddeyi oluşturacaklardır. Burada dikkat edilecek bir husus vardır. İlk anda evrende demir elementi yoktu. Kur’an’da demirin daha sonra dünyaya indirildiği gibi bir kanı vardır. Demir dünyaya değil, evrenin tümüne daha sonra indirilmiştir.

                                           

      O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.”( Hûd suresi. Ayet 7)

      Andolsun, biz resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap’ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar/adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Ondan zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavi’dir, Aziz’dir. (Hadid suresi. Ayet 25)

      Suyun döngüsü esnasında içinde demir olsaydı, katlar ayrışmaz manyetik etki altında kalarak ayrışma olmazdı. Döngünün son safhasında evrene verilen demir, manyetiğin sembolüdür, manyetik olması için demirin olması lâzımdır. Evrenin katlarının ayrıştığı en son safhada demir verildiği zaman katların arasındaki gazların ve madde evrenin de katların ayrışarak birbirlerinin tersine dönüm sağlanması, girdabın altında oluşan maddenin boşluğa çekilerek gök cisimlerin, atomların bir cazibe içersinde, ahenkli bir şekilde çalışmasını oluşturacaktır. Demirin ne zaman verildiğini inceleyelim.

       Evrende manyetik etki olmazsa hiçbir sistem kesinlikle çalışmaz. Bir cazibe ve ahenk meydana gelmez. İlerleyen konularda daha iyi anlayacağınızı umuyorum.

      Gökleri ve yeri, güzelliklerle donatarak yaratan Bedi O’dur. Bir şeyin olmasına karar verdi mi ona sadece “Ol!”der. Artık o, oluverir.( Bakara suresi. Ayet 117)

      O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.” ( Hûd suresi. Ayet 7)

      Ayette, bahsedilen gökleri(enerji boyutlarını), yeri (madde katlarını) altı günde yaratılmıştır. Allah(c.c.)’ın bir şeye “Ol!” demesi bir anda olan bir durum değildir. Ayetteki “Ol” Allah(c.c.)’ın yaratacağı herhangi bir şeye karar verdikten sonra, yaratılan evren dahi olsa, kendiliğinden oluşur anlamındadır. Herhangi bir güç veya eylem gerektirmeden olmasıdır.

      Evrenin altı günde yaratılmasını safhalar halinde yazalım. (Doğrusunu Allah(c.c.) bilir.)

      1. Suya döngü(secde) verilmesi. Girdap (ışık hızının dört katı hızda, yani ruh hızı) 

      2. Suyun çok yüksek derecede ısınması.

      3. Hidrojen ve oksijenin ayrışması, orta kısımdaki boşluğu hidrojenin doldurması.

      4. Elementlerin, minerallerin ve gazların ayrışarak, gazların, minerallerin ve elementlerin girdabın alt kısmında yoğunlaşarak maddeyi oluşturması.

      5. Gazların, elementlerin ve minerallerin merkezkaç kuvvetine göre atomların sıralanışı.

      6. Enerji boyutları ve madde boyutların küre şeklini alacağı durum için manyetik olması için demirin evrenin içine indirilmesi, katların ve boyutların sıralanışı.

      Evren daha sonra atomların yapısı ve suyun özelliği itibariyle küre şeklini almaya başladı. Işık hızından daha fazla dönen su, haliyle küre şeklini alması fizik kuralları açısından gayet normal bir durumdur. Çünkü kuvvetlerin dengelenmesi ancak küre şeklinde olur. Her yöne eşit şekilde kuvvetlerin dağılımı olması gerekmektedir. Bu küre şekli çok hızlı dönen girdabın içine demir elementi yani manyetik etki verildiği zaman evrenin içindeki sistemler oluşmaya başlar. Girdap şeklindeki evren manyetiğin eşit şekilde çekimiyle küre şeklini muhafaza ederek salınımı yok eder. Ayrıca suyun atomları birbirine paralel yapıya sahiptir.

      Siz mi daha zorsunuz yaratılışça, gök mü? (Tarık suresi. Ayet 27)

      Böylelikle onları iki gün içinde yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte, ona ait emri de vahiy etti. Dünya semasını da kandillerle donattık ve koruma altına aldık. İşte bu, hep O çok güçlü, her şeyi bilen Allah’ın takdiridir. (Fussilet suresi. Ayet 12)

      Bir önceki Hud suresi 7. ayette Allah(c.c.)’ın evreni yaratması anlatılmıştı. Fussilet suresi, ayet 12 de ise “Yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte, ona ait emri de vahiy etti”. İşte bu anda evrene demir indi. Çünkü evrenin her tarafı manyetik olduğu için sistem işlerlik durumuna girer ve ardından dünya semasını, yani madde evreninin galaksi, yıldız ve gezegenlerinin düzeni oluşturulur. Koruma altına alınması, bütün evrenin düzeninin sağlanmış olmasıdır. Evrenin oluşumunun altı günde, evrenin içinin düzenlenmesinin ise iki günde Allah(c.c.)’ın yarattığını ve düzenlediğini bizlere bildirmektedir. (Doğrusunu Allah(c.c.) bilir).

      Evrenin döngü ile yaratıldığının kanıtı galaksilerin girdap şeklinde oluşudur.

       “KIYAM ET!” KİTABINDAN ALINTI. KİTABI MUTLAKA OKUYUN. EVRENİN GELECEĞİ SİZLERİN ELİNDE.

admin Yazar 2012-10-6 Category: Makaleler